Münafıklar her durumda, İslam ahlakını, müminlere kendini ispat etmek için yaşıyor gibi görünecektir. Gösteriş için ibadet edecektir; ama bu ibadeti geçerli olmayacaktır. Çünkü bir fiilin ibadet olabilmesi için, Allah rızası aranarak yapılmış olması gerekir. Münafıklar ise, Allah’ın değil, insanların rızasını ararlar.
Münafıkların namaz kılmalarında, infakta bulunmalarında, verdikleri sözlerde, yaptıkları konuşmalarda çevrelerinden takdir görme, itibar ve çıkar sağlama ve kendilerini ispatlama çabası vardır. Halbuki gerçek Müslümanların böyle bir endişesi yoktur. Çünkü onlar Allah katında hiçbir şeyin gizli kalmadığını, kişinin kendisi unutsa bile Allah’ın, insanların hesaba katmadıkları şeyleri ahirette karşılarına çıkaracağını bilerek, sadece O’nun rızasını kazanmak için yazarlar.
Allah (c.c), Kur’an’da insanların rızası için namaz kılanlardan şöyle bahsetmektedir:’İşte (bu) namaz kılanların vay haline ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar. Onlar gösteriş yapmaktadırlar.’(1)
Allah bu ayetler bize münafık karakterini tanıtırken, buna karşılık müminler, ’Müminler gerçekten felah bulmuştur; Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır.’ (2) ayetlerinde bildirildiği gibi, namazda içli bir şekilde Allah’a dönüp-yönelen ve Allah’a karşı ’saygı dolu korku’ duyan kimselerdir.
Münafıkların namaz kılarken gösteriş amacı taşıdıkları başka bir ayette de şöyle bildirilir: “…Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar…”(3)
Münafıkların gösteriş için taklit ettikleri bir diğer ibadet de, infaktır. İnfak, Allah yolunda ve Allah rızası için yapılan her türlü harcama ve bağış anlamına gelir. Müminler, mallarını Allah rızası için harcarlarken, münafıklar bunu insanların rızası için yaparlar. Allah (c.c), münafıklardan yapmış oldukları infakların hiçbirisini de kabul etmeyeceğini ve bunun da sebebini söyle anlatmaktadır: “De ki: ’İsteyerek veya istemeyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir. Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz.’ İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah’ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.” (4)
“Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah’a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o. Allah’a ve ahiret gününe inanarak Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir.”(5)
Münafıkların, en büyük akılsızlığı, Allah’ı, yapmış oldukları hal ve hareketlerden habersiz sanmalarıdır. Hesaplarını yalnızca müminler üzerine kurarlar. Eğer müminleri ikna edebilirlerse, hiçbir sorun kalmayacağını, onları razı ederlerse hedeflerine ulaşacaklarını sanırlar. Oysa Allah, münafıkların yapmakta olduklarını bilir. Hiçbir hareketleri, hiçbir düşünceleri Allah’tan gizli kalmaz. Akıllarından geçen her düşünceyi, kalplerinde hissettiklerini ve bilinçaltlarını Allah sarıp kuşatmıştır.
Müminlerin aralarındaki birlik ve beraberlik bir binanın tuğlaları gibi birbirlerine sadakatle bağlıdırlar. Münafıklar ise, bunun tam tersi bir yapı gösterirler. Hepsinin ortak bir özelliği, yani ikiyüzlülükleri vardır. Ayrıca birbirleriyle büyük bir çatışma ve ayrılık içindedirler. Çünkü müminler gibi tek bir hedefe, yani Allah’ın rızasını kazanmaya kilitlenmii değildirler. Tam tersine hepsi çıkarlarının peşindedir ve doğal olarak çıkarları da birbiriyle çatışır. Münafıklar, müminleri aldatabildiklerini dolayısıyla kendilerinin de çok akıllı olduklarını sanırlar.
Müminler gibi fedakarlık yapmadıkları, Allah’ın rızasını kazanacak bir hayat sürmedikleri için, kendilerince ’kârlı’ duruma geçtiklerini düşünürler. Oysa münafıklar en büyük akılsızlığı yapmaktadırlar. Kendilerine, dini öğrenme, Allah’ın rızasını ve cennetini kazanma fırsatı verilmişken, tüm bunları teperek dünya hayatının yararsız ve geçici süsüne göz dikmişlerdir. Büyük bir kurtuluş yerine, küçük hesapları nedeniyle, büyük bir azabı yani cehennem azabını hak etmişlerdir. Üstelik, dünyada da büyük bir azap çekecek, sürekli vicdan azabı, kuşku, kuruntu içinde yaşayacaklardır.
Kur’an’da, münafıkların kendilerini müminlerden akıllı sandıkları; ama gerçek akılsızların onların olduğu da bildirilmektedir: “Ve (yine) kendilerine: ’İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin.’ denildiğinde: ’Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?’ derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.” (6)
Münafıklar, ne kadar zeka oyunları yapıp gerçek yüzlerini gizleseler de, Allah’ın dilediği bir zamanda müminler tarafından mutlaka tanınacaklardır. Çünkü bu, onların kaderidir. Münafıkların ortaya çıkması ve anlaşılması için, mutlaka zorluk anlarında kendilerini açıkça göstermelerine de gerek yoktur. Allah dilerse müminlere, onları tanıma, ikiyüzlülüklerini teşhis etme yeteneği verir. Bu yeteneğe sahip müminler kimi zaman belki tavrını değiştirir diye münafık karakterli bir kişiye hoşgörü gösterebilirler. Münafık bu sayede kendini gizleyebildiğini sanmaktadır; ama bu büyük bir yanılgıdır. Samimiyetsizliğinde kararlı olduğunu anladıklarında müminler de bu ikiyüzlü insanlardan yüz çevirirler.
’Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah’ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? Eğer biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir. (7)
Münafıklar, gerçekte iman etmeyip, ama iman etmiş gibi gözükerek müminleri kandırmaya çalışmaları ve sürekli fitne çıkartmak için çaba sarf etmelerinin bir sonucu olarak; bu kimseler ahrette de ebedî bir azabı hak ederler. ’Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.’(8) Münafıkların çekeceği bu azap, ancak yapmış olduklarının karşılığıdır. Çünkü onlar, yalnızca Allah’a kulluk eden müminlere karşı düşmanlık beslemişler, yalan ve hile ile onları aldatmaya, onları yollarından döndürmeye çalışmışlardır. Onlara karşı inkarcılarla işbirliği yapmış, onlara türlü iftiralar atmış, onlara kurulan tuzakların arkasında yer almışlardır.
Allah’ın takdiriyle bu azap henüz dünyadayken başlayacak ve ölümün ardından da cehennemde sonsuza dek sürecektir. Zaten dünyada da münafıklar için manevî bir azap vardır. Sürekli olarak büyük bir sıkıntı ve korku içinde yaşarlar. Müminlere karşı yaptıklarının ikiyüzlülük olduğunu aslında kendileri de bilmektedirler. Bu nedenle sürekli vicdanî huzursuzluk duyarlar. Bu huzursuzluk hayatları boyunca devam eder. Bunun yanında fitne çıkardıktan önce de, sonra da, sürekli olarak korku duyarlar. İkiyüzlülükleri ortaya çıkmadan önce, müminlerin kendilerini fark etmesinden korkarlar.
Müminlerden ayrıldıktan sonra ise, sürekli Allah’ın yaptıkları dolayısıyla kendilerine bir karşılık vereceği korkusu içinde yazarlar. Kur’an ahlakını yaşayan insanların sayısının artması münafıkların korkusunu daha da artırır. Çünkü Allah’a iman eden insanların artmasıyla, ufak menfaatleri nedeniyle onlardan ayrıldığı için büyük bir pişmanlık duyacaklardır. Bu nedenle bazı münafıklar, İslam ahlakının yaygın olarak kabul gördüğü dönemlerde, müminlerin yanına sokulmaya ve ’Biz de sizdendik.’ gibi sözler öne sürerek onların başarısından kendilerine pay çıkarmaya çalışırlar. Kur’an’da Peygamberimiz (s.a.v) döneminde bu olayların yaşandığı ve o dönemde münafıkların tavırları şöyle anlatılmaktır:
Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah’tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: ’Sizinle birlikte değil miydik?’ derler; ama kafirlere bir pay düşerse: ’Size üstünlük sağlamadık mı, müminlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?’ derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez. (9)
Kaynakça
1. Ma’un Sûresi 107 / 4-6.
2. Müminûn Sûresi 23 / 1-2.
3. Nisâ Sûresi 4/ 142.
4. Tevbe Sûresi 9 / 53-54.
5. Nisâ Sûresi 4 / 38-39.
6. Bakara Sûresi 2/ 13.
7. Muhammed Sûresi 47 / 29-30.
8. Nisâ Sûresi 4 / 145.
9. Nisâ Sûresi 4 / 141.
Bu makale Dr. Celal Emanet tarafından “Özlenen Rehber” dergisinin 7. sayısı (Ekim 2003) için yazılmıştır.
