150 Haddon Ave, Haddon Township, NJ 08108, USA

Tag: muhammed masum

Güncel; Toplumsal Bir Hastalık, Batı’yı Taklit…

Güncel; Toplumsal Bir Hastalık, Batı’yı Taklit…

Müslüman, hayatının her alanında Allah’ın emirlerini, Rasûlullah (s.a.s.)’in sünnet ve ahlaklarını kendisine rehber edinendir. Bu yüzden onların ibadetleri, ahlakları, tepkileri, üslupları ve tavırları da bu ölçüye göredir. Allah’ın rızasına talip olan bir insan hangi dönemde veya hangi koşullar altında yaşarsa yaşasın, Allah’ın Hz. Âdem (a.s.)’dan bu yana insanlara emrettiği ve bildirdiği hâl üzeredir. Teknolojinin ilerlemesi, çağın değişmesi, imkanların artması ya da azalması onun bu ahlakını değiştirmez. Müslüman nerede olursa olsun akılcı, itidalli, dengeli, mülayim, sevecen, şefkatli, merhametli, vefalı, sadık, kolaylaştırıcı ve güzelleştirici insandır. Eğer bir insan ’devir artık değişti’ diyerek, ’Kur’an ve Sünnet’e uyarsam toplum tarafından kabul görmem, ezilirim, dışlanırım’ endişesiyle bu üstün ahlaklardan taviz veriyorsa, o kişi Kur’an’a ve Sünnet’e değil, bambaşka bir yola uymuş demektir.
Mümin işyerinde, sokakta, okulda, cafede gördüğü, televizyondan veya internetten izlediklerini körü körüne taklit etmez. Onların yaşantısına, üsluplarına özenmez. Onlar gibi olmaya çalışmaz. Onlara kendini kabul ettirmek için biraz onlar gibi biraz Müslüman gibi hareket etmez. Onların çirkin esprilerini, mimiklerini, tepkilerini modernlik zannederek üzerine almaz. Müslüman kendine Efendimiz (s.a.s.)’in hayâsını, edebini, şefkatini, sevgisini, asaletini, nezaketini örnek alır. Kullukları ve ahlaklarından ötürü Allah’ın övdüğü peygamberleri örnek alır. Onlar gibi vakarlı ve takva dairesi içinde olmaya gayret eder. Gayet iyi bilir ki, ihlâslı olarak Kur’ân’a uyan, Efendimiz (s.a.s.)’in yolunu izleyen bir insan olabilecek en modern, kaliteli, en güzel yaşantıya sahip insandır.
Maalesef günümüz Müslüman toplumları ekonomik, politik, kültürel ve sosyal bakımdan pek çok problemlerle karşı karşıyadır. Bu içinde bulunduğu sıkıntıların en önemli nedenlerinden birisi de Yahudi, Hıristiyan ve Batı toplumunun kendi adetlerine özenmeleri ve onları taklit etmeleridir. ’Sizden öncekilerin yoluna karış karış, kulaç kulaç uyarsınız. Onlar kertenkele deliğine girse, siz de peşlerinden girersiniz’, ’Ey Allah Rasûlü! Onlar, Yahudi ve Hıristiyanlar mı?’ dedik. O da: ’Ya kim?’ diye cevap verdi’ (Buhari, Müslim). İşte Allah’ın Rasûlü (s.a.s.) bizleri asırlar öncesinde bu tehlikenin varlığına dikkat çekerek uyarmaktadır. Ama ümmet olarak bizler O’nun bu nasihatinden payımıza düşenin ne kadarını almışız! Bunun değerlendirmesini, her birimiz, vicdanlarımıza danışarak muhasebesini yapalım.
İsterseniz bunu toplumuzun genel durumundan örnekler vererek biraz daha açıklığa kavuşturalım. Mesela entel olmaya özenen, kıyafetiyle, tepkileriyle, üslubuyla küfür özentisi içinde olan, bir tür aşağılık kompleksi içinde yaşayan; vefa, sadakat, büyüğe hürmet, saygı gibi güzel ahlakları modernleşmek adına bir kenara koyan insanların sayısı her geçen gün artmakta ve bundan da toplumsal olarak rahatsızlık duyulmamaktadır. Kendince modernleştiği için dini ifadeler hakkında espriler yapan, Allah’a itaatı, Efendimiz (s.a.s.)’in Sünnet ve ahlaklarına karşı duyarsız olan, büyüğünü korumayı, ona saygı göstermeyi geri kafalılık zanneden, ne kadar küfre benzerse o kadar kaliteli olduğunu düşünen, mazlum ve zavallı konumundaki insanları ezmeye yeltenen, haksız olmalarına rağmen güçlü olandan yana tavır alan kimseler toplumda prim yapmaktadır.
Ne yazık ki, toplumların çoğu bencillik, kibir, kendini beğenme ve ücub gibi pek çok nefsî ahlakların bataklığında boğulmaktadırlar. Bu durumlarının farkında bile değillerdir. Bunlar, ’Elhamdülillah Müslümanım’ demekten öteye din adına hiçbir şey bilmezler. Fakat her şeyi bildiklerini zannederler. Bir diğer ifadeyle bilmezler, bilmediklerini de bilmezler. Bu insanlara Allah’a ve Rasûlü’ne itaat adına veya aşığı oldukları Batı toplumlarının ahlak ve davranışlarının taklit etmenin tehlikeleri nasıl anlatılır bilemiyorum. Efendimiz (s.a.s.)’in getirdiği İslamî çizgiyi muhafaza edemeyerek, yaşadıkları gibi inanma gafletine düşen insanımız; İslam ile ’güncel hayatın gerçekleri’ dedikleri şeyler arasında sentez bir din anlayışı geliştirerek bunu, ’çağdaş İslam’ ismiyle, süslü poşetler içerisinde insanların önüne koymaktadırlar. ’Siz o gün çok olursunuz ancak sellerin önüne kapılan çerçöp gibi’ diyen hadis-i şerifin muhatabı olmaktan Cenâb-ı Hak ümmet-i Muhammedi muhaza etsin. Ama gelin görün ki, Rasûlullah (s.a.s.)’in sünnetini bırakıp başka başka yollara tabi olan insanların sayıları hiç de az değildir.
Efendimiz (s.a.s.); ’Düşmanın zarar veremeyeceği, hak üzere sebatkâr bir fırka kıyamete dek var olacaktır’ buyurmaktadır. Bu müjdeye muhatap olan salih insanların en önemli vasıfları da kafirlere benzemekten en çok sakınan kimselerden olmalarıdır. Onlar kafirlerin yaşantılarını asla taklit etmez, bu takdirde Allah katındaki şereflerini kaybedeceklerini bilirler. Ancak, kafirlerin bizim yaşantımızı taklit etmeleri, onlar için büyük bir şereftir. İzzet, ancak Allah’ın (c.c.), Rasûlü (s.a.s.)’in ve tüm müminlerindir.
O halde müslümanlar, Peygamberimiz (s.a.s.)’i ve O’nu dost edinenleri bırakıp şeytan ve de Allah düşmanlarını dost edinmenin ahirette getireceği sorumluluğu düşünerek bu ve benzeri çirkin taklitleri bırakmalıdır: ’Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun: babaları, oğulları, kardeşleri, ya da akrabaları da olsa Allah’a ve Rasûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin…’ (Mücâdele sûresi, 22)
Allah’u Teâlâ, bizlere sevdiklerini sevmeyi, düşman olduklarına da düşman olmayı nasip etsin. O ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır.

Bu makale Dr. Celal Emanet tarafından Muhammed Masum mahlası ile “Özlenen Rehber” dergisinin . 94 sayısı (2011 Ocak) için yazılmıştır.

Diktatörler Bir Bir Yıkılırken

Diktatörler Bir Bir Yıkılırken

Aralık 2010’da zulme karşı başlatılan direniş ve başkaldırı Tunus’tan sonra Mısır’da da etkisini gösterdi ve halklarını dikta rejimiyle yöneten Ben Ali ve Hüsnü Mübarek’i koltuklarından etti. Peki Tunus’ta başlayan ve arkası gelen hadiseleri bu aşamaya getiren kıvılcım neydi? Buna kısaca değinmekte fayda var. Zira şu an Tunus, Mısır, Yemen, Cezayir gibi pek çok Arap ülkesindeki halklar benzer sıkıntı ve problemlerle her gün karşı karşıya gelmekten hayattan bezmiş durumdalar.
İşte o hadise!
Muhammed Bouzazizi adlı Tunus’lu genç, milyonlarca üniversite mezunu işsiz gençlerden biriydi. 17 Aralık 2010’da ekmek parasını zar-zor çıkarttığı meyve tezgahına zabıtalar el koydular. Artık canına tak etmişti, o da, eline bir bidon benzin aldı, başından aşağı döktü ve kendini yaktı!..
Muhammed Bouazizi’nin ölümü, aslında çok iyi eğitim gördükleri halde işsiz kalmış orta sınıf insanların feryadı niteliğindeydi. Daha 26 yaşındaki bir gencin bu şekilde kendini yakarak hayatına son vermesi Tunus’u sarstı, insanlar artık yaşamak için sokağa inmeleri gerektiğine inandılar… Bouazizi kendini kurban etti ve belki de ülkesini kurtardı. (’Belki’ diyoruz çünkü bu ülkede siyasetin ne yöne savrulacağını henüz bilmiyoruz.)
Tunus ve Mısır’da yaşananlardan sonra Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın diğer ülkelerinde de gençler otoriter rejimlere karşı sokaklara dökülüyor. Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih bir daha aday olmayacağını açıklamak zorunda kalırken, Ürdün’de hükümet değişti. Suriye’de de hükümet karşıtı gösterilerin planlanması üzerine Beşar Esad halka reform sözü verdi. Benzer gelişmeler Lübnan ve Cezayir’de de yaşanıyor. Dalga dalga yayılan gösteriler Filistin’de de yankı buluyor. Zira Filistinliler otuz yıldır Mübarek’in İsrail rejiminden yana tavır aldığı görüşünde ve bu nedenle Mısır’da Mübarek rejiminin sona ermesinden yanalar.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Hamas’ın denetimindeki Gazze Şeridi’nde ortak bir görüş öne çıkıyor. Ramallahlı Karem Romana: ’Mısır’da yaşananlar onlarca yıl önce yaşanmalıydı. Biz Mısır halkını destekliyoruz ve değişimin kötü değil iyi yönde gerçekleşeceğini umuyoruz’ diyor. Bir diğer Filistinli Adnan Akeed’in tepkisi ise daha sert. Akeed, “Mübarek ve diğer Arap liderlerin yok olmasını diliyorum. Bizim yok oluşumuzdan ve ulusal meselemizde geride kalmamızdan onlar sorumludur’ şeklinde tepkisini dile getirmektedir.
Filistinlilerin böyle düşünmesine rağmen ne Hamas ne de El-Fetih açıkça Mübarek’i karşısına almaya pek yanaşmamışlardır. Filistinli siyasiler bu konuda açıklama yapmaktan kaçınan bir tavır sergilemişlerdir. Çünkü Abbas liderliğindeki El-Fetih açısından Mısır, İsrail ile müzakerelerde en önemli müttefik. Hamas açısından da Mısır, Gazze’de varlığını sürdürebilmek açısından kilit öneme sahip. Zira benzin ve gıda gibi hayati gereksinimlerin büyük bölümü, Mısır ile Gazze arasındaki tünellerden geçiyor.
Gazzeli Adbel Kader Ebu Şaban da aynı görüşte ve tepkisini: ’Yeter artık. 30, 31 yıl… Avrupa ve diğer ülkelerde birkaç yılda bir seçim yapılıyor, iktidarların babadan oğula devri yok ve gerçek siyasi yönetim böyle olmalı’ sözleriyle dile getiriyor.
Tunus’tan Mısır’a, Yemen’den Ürdün’e tüm Arap dünyasını sallayan, ne getireceği kestirilemeyen, bölgedeki yüz yıllık statükonun değişmesi tarihi bir kırılma dönemidir. İnsanlar “Ortadoğu tipi rejimler”i gömüp demokratik, özgürlükçü ve bölgenin dinamiklerini kullanmanın yollarını araştırmaktalar. Büyük umutlar ve büyük korkular arasında durduğu yer tam olarak belirlenemeyen bu dönem, savaşlara kapı aralayacak bir ’barış’ anlamına da gelebilir mi acaba? Bunu zaman gösterecek.
Tabi ki bu geçiş döneminde müslümanların beklentileri ne kadar yüksekse korku ve endişeleri de o kadar yüksek. Totaliter yönetimlerin, monarşilerin, siyasi gücü ve kaynakları tekelinde tutan çevrelerin hüküm sürdüğü, kirli ilişkilerin belirlediği, kaynak verip iktidar satın alındığı dönemin bitmesi umudu herkesi heyecanlandırmakta. Özgürlük alanlarının genişlemesi, refahın yükselmesi, kaynakların dengeli biçimde dağıtılması, iktidarlarla kitleler arasındaki güvensizliğin ortadan kaldırılması, bu ülkelerin garnizon ülke olmanın ötesinde bir varlık inşa etmesi, tek yanlı kayıtsız şartsız bağımlılık döneminin sona ermesi yönündeki beklentilerin tarihi onlarca yılı bulacağı da bir gerçektir.
Arap dünyasında yaşanan bu gelişmelerden en çok rahatsız olacak bir ülke varsa o da İsrail’dir. Şu ana kadar İsrail’in ne gibi bir tavır sergileyeceği ve pozisyonunun ne olacağı belli değildir. En son İsrail Genelkurmay Başkanı Gabi Eşkenazi’nin yaptığı açıklama, bu “yeni durum”un ciddiyetini ortaya koyacak cinstendi: “İsrail’in birkaç cephede birden savaşmaya hazırlanması gerektiğini, farklı oyuncular arasındaki ilişkilerin kendilerini buna zorladığını, komşularından gelen tehdidin büyüdüğünü” söylerken, asıl konvansiyonel savaşa hazırlanmalıyız, konvansiyonel olmayana (nükleer) hazırlanırken hazırlıksız yakalanabiliriz mealindeki sözleri yeterince açıktır.
Eşkenazi’nin sözlerinin siyasi açıklaması ise, Benjamin Netanyahu’dan geldi. Mısır’la imzalanan barış anlaşmasının sonunun gelebileceğine ilişkin bu açıklamanın İsrail’le yakın ilişki içinde olan bütün ülkeler için geçerli olduğunu söyleyebiliriz.
Bölgesel açıdan düşünüldüğünde Eşkenazi ve Netanyahu’nun sözleri gerçeği yansıtmaktadır. İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague bile ayaklanmaların Ortadoğu barış sürecini tehlikeye atabileceğini ifade etmiştir. Her ne kadar o İsrail-Filistin barış sürecini kastetse de, içinde İsrail olan bütün süreçler bundan etkilenecektir. Süveyş Kanalı’nda çalışan binlerce işçi bugünlerde greve başladı. Avrupa ekonomisinin can damarı Suveyş’teki kriz bile tek başına çok etkili olacaktır ve hemen bütün ülkeler bir şekilde krize müdahil olacaktır.

Bu makale Dr. Celal Emanet tarından Muhammed Masum mahlası ile “Özlenen Rehber” dergisinin 95.sayısı (2011 Şubat) için yazılmıştır.

×