150 Haddon Ave, Haddon Township, NJ 08108, USA

Tag: gazze

Mazlumları Unutmamak Adına

Mazlumları Unutmamak Adına

Diller, sayfalar, satırlar
‘Ebu Leheb öldü’ diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya Rasulallah;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!

Evet, herkesin bildiği gibi Yahudi, Kur’an’daki Yahudi.
Ama ne yazık ki Müslüman, Kur’an’daki Müslüman değil!

Bunu çok iyi bilen Yahudi, buradan güç alıyor ve kadın, çoluk-çocuk demeden Gazze’de herkesi bombalıyor veya keskin nişancılarla hunharca şehid ediyor.
Mazlumların evleri yurtları dünyalık olarak ne varsa herşeyleri harap oluyor.
Bombaların altında kaçacak yurt arayan mazlumlar çaresiz ağlıyor.
Adı var olup kendileri olmayan Dünya Müslümanları veya daha doğrusu Müslümanların başalrındaki kukla yöneticiler olanı biteni üç maymunu oyanayarak izliyorlar.


“(Rasûlüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim suresi 42) Ayette de ifade edildiği gibi çaresiz mazlumların feryadını duyan Allah Teala zalimlerin zulümlerini yanlarına bırakmayacaktır. Ama esefle şunu da söylemeliyim ki; Uykusunda uyanmayan Müslüman toplumlar var oldukça ve özellikle halkı müslüman olan devletlerin başındaki satılmış yöneticiler varoldukça (buna gemicikleriyle ticaret yapan ve Gazze bizim kırmızı çizgimizdir diyerek oy devşiren veya bugünlerde İstanbul belediyesini aldıkları takdirde Gazzeli çocukların yüzü gülecek diyen yalancı mücrimler de dahil) İsrail’de yayılmasına devam edecektir.
Acaba bu müslümanlar ne zaman kendilerine dönüpte muhasebe yaparak nefislerini ya da başlarındaki hokkabaz yöneticilerini sorgulayacaklar? Zira ben kendimi bildim bileli müslümanlar hep bir ağızdan sürekli ‘Kahrolsun İsrail’ sloganı atarak bu işin üstesinden Allah’ın gelmesini istiyorlar.


“Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça, kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur; Allah’ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkûm edilmişlerdir.” (Al-i İmran, 112)


“Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.” (Maide 44)


“Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır (sıkıdır), dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar!” (Maide 64)


Yukarıda sadece birkaç tanesini zikrettiğim ayetlerin benzeri pek çok ayette Allah Teala onları kahredeceğini zikrediyor. Ama ey Müslüman kardeşim! Yahudi’ye beddua ve lanetin dışında senin yapman gereken hiç vazifen yok mu acaba? Zira bizler yıllardır beddua etmek ve slogan atmaktan başka hiçbir şey yapamadığımız için İsrail kahrolacağı yerde Müslümanlar dünyanın dört bir yanında kahroluyor ve bugünlerde İsrail tüm Filistin topraklarını ele geçirmeye gitgide daha da yaklaşıyor. Hatta o kadar ki ufacık bir bölgeye sıkışmış Gazze’ye bile tahammül edemiyorlar.


Toplum üzerinden hiçbir etkisi ve yetkisi olmayan benim gibiler Müslümanlara uygulanan zulme karşı tabi ki tepkimizi ortaya koyacağız. Belki karşıdaki zalim zulmünü durdurmayacak ama ben ve benim gibiler kendimize insan olduğumuzu hatırlatmak için zalimlerin karşısında durmaya devam edeceğiz.
Peki yeryüzünde akan Müslüman kanını yani bu zulümleri kim durduracak?
İşte amiyane tabirle dananın kuyruğunun koptuğu yer burası…


Bir başlangıç olarak ne zamanki İslam ülkelerinin satılmış kukla liderleri (buna Türkiye’de dahil) şayet insanlıkları devam ediyorsa İsrail’in gasıp bir devlet olduğunu söylemekle kalmazlar ona göre yaptırım uygularlarsa belki İsrail zulmünde biraz frene basar.


Ayrıca ‘Dünya Müslüman Âlimler Birliği’ diye güya ‘âlim birliği’ var, bilirsiniz. Bu adamların İslam ümmeti adına zalimleri kınamaktan başka ne yaptığını merak ediyorum. Ümmetin yeniden dirilişi ve tevhidin yeryüzünde ikamesi için sahabe misali cesurca her yerde hakkı haykırmanız gerekirken hani neredesiniz?


Acaba Allah Teâlâ sizlere bahşettiği ilimden ve makamlardan hesaba çekeceğini hiç düşünmüyor musunuz?


Haksızlıklar ve yeryüzündeki zulümler karşısında üç maymunu oynayan sizler, Allah aşkına hayatınızda bir kez cesur olun. Az bir dünyalık ve makam karşılığında Allah’ın dinini ve ilmini satan Yahudi alimi Belam daha dünyadayken nasıl rezil edildi misal olarak size yetmez mi;


“(Ey Rasulüm!) Onlara, kendisine ayetlerimizi (dini bilgi ve hikmetleri öğrettiğimiz şu) kişinin haberini anlat (ki, bugünkü bel’am benzeri bilgiçleri tanısınlar ve sakınsınlar). O (kişi) bundan (ilim ve ibadet huzurundan ve zulüm düzeniyle cihad şuurundan) sıyrılıp uzaklaşmış; derken şeytan (ve tağutlar da) onu kendi peşine takıp (sapkınlığa) sürüklemişti. O da sonunda “Ğaviy” (tuğyana kapılıp azgınlaşan ve tağuta tapanlardan) olup çıkıvermişti.Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler.” (Araf 7/175-76)


Tarihte olduğu gibi, Cenab-ı Hak bu ümmetin içerisinden yine Hz. Hamza, Ebû Ubeyde bin Cerrah, Halid bin Velid, Muaz bin Cebel, Selahaddin Eyyubi gibi ümmete yön verecek cesur ve kahraman kumandanlar çıkarsın. Nasıl ki o insanlar İslam’ın izzetini dünyada hiçbir menfaat karşılığında satmadılar, imanlarına ve salih amellerine dayandılar Allah da onlara yeryüzünün hükümranlığını nasip etti.


İşte Rabbimizin müjdesi; “Allah, içinizden iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapan kimselere vaad etti ki, kendilerinden öncekilere verdiği gibi onlara da yeryüzünde hâkimiyet verecek, onlar için hoşnutluğuna vesile kıldığı dinlerinin yerleşip yayılmasını sağlayacak, şu andaki korkularını güvenliğe çevirecektir; çünkü onlar bana hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk etmektedirler. Bütün bunlardan sonra kim inkâra saparsa yoldan çıkmış kimseler işte bunlardır.” (Nur Suresi 55)


Rabbim bizlere bu manada güç ve kuvvet versin. İslam ümmetinin imtihanlarını kolaylaştırsın. Yeryüzünün dört bir yanında özellikle Gazze ve Doğu Türkistan’da zulüm altında olan kardeşlerimizin yar ve yardımcısı olsun.
En azından insan olduğumuzu unutmamak adına her türlü boykota devam…

Gazze ve Gözyaşı

Gazze ve Gözyaşı

GAZZE VE GÖZYAŞI Ortadoğu’da değişen hiç bir şey yok:
Zulüm aynı, Kurban aynı, Hiyanet aynı…

Bugün Gazze’de olanlara değinmeden önce yakın geçmişimizden kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Tarih: Nisan 2002, Yer: Cenin
Mülteci kampları da dahil olmak üzere binden fazla masum insan İsrail tarafından katledildi, binlerce insan elleri ve gözleri bağlanarak toplama kamplarına götürüldü, insanlar evlerinden kovuldular, genç kızlar ve kadınlar işkence altında tutuldu, yüzlerce ev yerle bir edildi, hastaneler çalışamaz hale getirildi, elektrik ve sular kesildi, sokaklarda çürüyen cesetlerin gömülmesine ve yaralıların tedavisine izin verilmedi, ambulanslar askeri hedef gibi ateş altına alındı, kuşatma altındaki insanlara ilaç ve yiyecek yardımları engellendi, sokağa çıkana ateş açıldı, evlere baskın yapılıp insanlar kurşunlandı, esir alınanlar kurşuna dizildi, doğum yapan kadınların hastaneye götürülmesine izin verilmedi, evlerin/hastanelerin bahçelerine mezarlar kazıldı.
Üç yüz tank ve zırhlı araçla, binlerce asker bir kasabayı kuşattı. Bir kilometrekarelik mülteci kampına yüzlerce füze atıldı, sadece bir saatte 50 füze fırlatıldı, F-16 savaş uçakları ve Apache helikopterleriyle durmaksızın bombalandı. Silahlı-silahsız, kadın-erkek, çocuk-ihtiyar ayırımı yapmadan insanların evleri başlarına yakıldı, bölge toplu mezara dönüştürüldü, yollar, dükkanlar, evler, devlet daireleri, Filistin halkının ekonomik değerleri adına ne varsa imha edildi. Cinayet, yıkım, yağma ve terör dehşetine, katledilen kadın ve çocukların cesetlerinin buldozerlerle toplu mezarlara sürüklenmesine karşı bütün dünya sustu ve görmemezlikten geldi.
ORTADOĞU DA değişen hiç birşey yok:Zulüm aynı, Kurban aynı, Hıyanet aynı…Ve altı yıl geçti aradan… Peki ne değişti! Düşman aynı, kurban aynı, yöntem aynı, ihanet aynı, ikiyüzlülük aynı, alçaklık aynı, kan üzerinden hesap aynı, çirkinlikler aynı…
Dün Lübnan’a atılan füzeleri kutsayan hahamlar bugün Filistinli ve Gazze’li masum insanları katleden bombaları, füzeleri, tankları (muharref) Tevrat okuyarak kutsuyorlar. Gazze’den sonra belki de Lübnan’a yeniden saldıracaklar ve 2006’daki senaryoyu Müslümanlar yeniden yaşayacaklar.
Türkiye’de ve diğer İslam ülkelerinde yaşayanlar öncelikle şunu bilmeliler ki; Ortadoğu meselesine özellikle İsrail-Filistin anlaşmazlığına Amerika’dan bakıldığında görülen ile İslam ülkelerinden bakıldığında görülen arasında hiç bir bağlantı yok, denilebilir. Zira Amerika meseleye İsrail tarafından bakmakta ve yapılan savaşı da o şekilde değerlendirmektedir. Gazze’ye yapılan saldırıların daha ilk günlerinde Bush medyaya verdiği demecinde; “Hamas’ın barış yanlısı bir tavır ortaya koyması gerektiğini,” AB dönem Başkanı Çek Cumhuriyeti’nin Sözcüsü Jiri Frantisek ise Bush’un söylediklerini aratmayacak tarzda; “Operasyon savunma amaçlı, saldırı değil,” şeklinde açıklamada bulundu. Müslümanlar, onların beyanatlarını ister kabul etsinler veya etmesinler, maalesef Yahudi ve Hristiyan dünya meseleye bu yönden bakmaktadır. Hadiselerin aslına bakıldığında görülecektir ki; aslında ortada güvenlik kaygısı yok, siyaset yok, varoluş mücadelesi yok, yaşama hakkını garantiye alma yok, ekonomik sebep yok, etnik mesele bile yok. Ortada bir toplumun sapkın anlayışı ve ırkçı bakışı var, sadece Filistinlilere değil bütün insanlığa bakışındaki sakatlık var.
Osmanlı İmparatoluğunun yıkılmasının ardından 20. yüzyıl maalesef Müslümanları aşağılama ve hiçe sayma yüzyılı olmuştu. 21. yüzyılda da yine her şey olduğu gibi devam ediyor. İsrail kurulduğu günden bu yana Müslüman avlıyor… Rusya, Çeçenistan’da Müslüman kesiyor… Amerika öncülüğündeki Batı ise sağolsunlar (!) Afganistan ve Irak’ta mezarlıkları boş bırakmıyor. Bosna’da katledilen Müslümanları kim unuttu? Ya Ermenistan’ın Başbağlar katliamında müslümanlara yaptıkları hafızalardan silinebilir mi? Srebrenitsa’da Sırpların acımasızca, işkencelerle katlettiği 350 binden fazla Müslümanın kanlı gömleği hala kurumadı. Bu hadiselere birazcık duyarlı olma görüntüsü çizen müslümanlar bile acıları ve sıkıntıları artık içselleştirmiş vaziyetteler. Mesela; her gün en az sekiz-on Filistinli, Iraklı veya Afganistanlı öldürülüyor; ama bizler, ne yazık ki bunları kanıksamışız. Umurumuzda bile değil. İnsan olanları düşünüyor, acaba çözüm bulabilmek için ne yapabilirim diye? Ama elden pek bir şey gelmeyince de çaresiz kalıyor. Konuşsan veya yazsan değişen yine bir şey yok. Zira müslümanlar o kadar çok bölük pörçük hale geldiler ki kimse kimseyi dinlemiyor, tabiri caizse takmıyor; ama tamamen susunca da insanın gönlü razı olmuyor. Çünkü Filistinli çocukların katledilişini gördükçe, arkada kalanların, yaralıların feryatlarını dinledikçe, kadınların “Müslümanlar nerede, Araplar nerede, insanlık nerede” şeklindeki bağırışlarına şahit oldukça insanın yüreği parçalanıyor… Bunun üzerine insanlar meydanlara dökülüyor, İsrail kınanıyor…
Peki, hiç düşündünüz mü şimdiye dek kaç defa İsrail’e lanet yağdırıldığını, meydanlara dökülüp “Kahrolsun İsrail” diye kaç kere bağırıldığını ve İsrail bayrağı yakıldığını? Peki, tüm bu slogan tarzında bağrışıp çağrışmalar İsrail’in veya Batı’nın İslam dünyasına yaklaşımını değiştirdi mi? Hayır…
Değişen bir şey yoksa müslümanlar neden hâlâ aynı yöntemleri deniyorlar ki?
Bence müslümanlar öncelikle İsrail’i kınamayı bırakmalı ve birazcık kendilerine bakmalılar. Kınanacak sadece İsrail değil, onların bu vahşetine sessiz kalanlar asıl kınanması gerekenler… Aslında İsrail’in bu yaptıklarından daha çok, diğerlerinin tavrı Filistinlileri derinden yaralamaktadır. Hele zor zamanda yanlarında olması gerekenlerin duyarsızlığı ve kayıtsızlığı… Bunlar hazmedilecek gibi değildir.
Öncelikle kınanması gerekenler İsrail’in işlerini kolaylaştıran Filistin’deki siyasi bölünmelere sebep olanlardır. Zira her ateşkes yapıldığında Filistin’deki taraflar birbirleriyle çarpışmaya başlıyorlar.
Daha sonra kınanması gerekenler, sırasıyla tüm Arap ülkeleridir. En başta da dünyanın en büyük katliamlarının yapıldığı bölgeye sınır olan Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan hükümeti ve Körfez ülkeleridir… Ya İslam Konferans Teşkilatı! Sözümona müslümanları temsilen faaliyetler yürüten kuruluş; daha biraraya gelip de bir kınama yayınlayamadı?
Ha bu arada kendimizi de kınamayı unutmayalım. Filistinli bebeklerin sıra sıra yatan cansız bedenlerini gördükten sonra ne yaptık? Seyrettik ve üzüldük… Ama hayatımıza kaldığımız yerden devam ettik. Elimizden gelen her şeyi yaptık mı? O masum insanların ve çocukların cansız bedenleri, sağ kalanların feryadı figanları İsrail’i boğacak da sanki bize bir şey olmayacak mı? Yeri gelmişken şunu da hatırlatmak istiyorum. Her ne zaman İsrail; Filistin, Lübnan veya Gazze’ye saldırsa hemen her yerde İsrail ürünlerini boykot etme kampanyası başlatılıyor ve herkes birbirine boykot edilecek ürünlere dair firmaların isimlerini göndermeye başlıyorlar. Tabi ki Yahudi firmalarının deşifre edilmesi güzel bir şey; ancak iyi niyetle yapılan bu girişimlerin işe yaramadığını vereceğim bir örnekle de göstermek istiyorum: Mesela Yahudi kökenli Amerikalı işadamı Howard Schultz’ın sahip olduğu dünyaca ünlü kafe zinciri Starbucks Coffee… Özellikle Ortadoğu’daki olaylara duyarlı müslümanlarca yürütülen boykot çağrılarına rağmen sürekli olarak büyümeye devam etmiş. 30 ülkede 11 bin şubesi olan firma geçen yıl kârını %12 oranında arttırarak 564 milyon dolara çıkarmış ve bu kazandığı paranın büyük bir kısmını Yahudi eğitim programı ’Aish HaTorak’ (Tevrat Yaşantısına) destek veren ’anti-Semitis ve radikal’ Müslümanlarla mücadele için bağışlayarak ’Siyonizm Dostu’ ödülünü almaya layık görülmüştür. Ayrıca Starbucks firması sadece 2006 yılında başta körfez ülkeleri olmak üzere Arap dünyasında tam 2199 yeni şube açmış! Yaklaşık 6 yıldan bu yana Yahudi firmalarını boykot etme çağrıları devam etmesine rağmen onlar kazançlarını ve kârlarını kat kat artırarak yollarına devam etmektedirler. Ben burada Coca Cola, McDonald, Nokia, Marlboro başta olmak üzere diğer firmaları gündeme bile getirmek istemiyorum.
Aslında ümmet olarak günümüzde Batı ülkelerinin ikiyüzlülüğüne ve Arap diktatörlerinin Ortadoğu’daki hadiselere kayıtsızlığına da alıştık; ama kimsenin hazmedemediği bir husus var ki; o da millet ve devlet olarak uluslar arası arenadaki konumumuz, yani hiç bir müslüman devletin kaale alınmaması. Allah katında müminler izzet sahibi kimseler olarak tarif edilirken, maalesef günümüzdeki tablo bunun tam tersidir. Allah Teâlâ, müslümanlara kâfirleri musallat ettirerek zelil kılmaktadır. İşin daha da kötü tarafı ise müslümanların bu duruma karşı gafil kalmalarıdır. Şayet müslümanlar bu zilletin Allah tarafından ikaz olarak gönderildiğini anlarsalar topyekûn Allah’a iltica ederler, hallerine istiğfar ederler ve Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin sünnet ve ahlâklarını yaşamaya başlayarak Allah’ın rızasını kazanma yoluna koyularak işe başlarlar. Müslümanlar hem fert olarak hem de toplum olarak bu değerlere sarılmadıktan sonra yapacakları hiç bir teşebbüsten netice alamayacaklardır. Ne boykot çağrıları ne de İsrail veya başkalarına lanet okumaları ses getirecektir. Şu an olduğu gibi hükümetten, sokaktaki insanlara varıncaya kadar herkes İsrail’e öfkeli, hatta ateş püskürmekteler.
Peki, bu kızgınlık bırakın savaşı durdurmasını İsrail’in tavrını değiştirmesine sebep oluyor mu? Doğrusunu söylemek gerekirse, Hayır… İsrail yine bildiğini okuyor.
Zira İsrail ve Amerika İslam ülkelerindeki hükümetleri göbeğinden öyle bir bağlamış ki; kendilerine karşı sarf edilecek sözlerin hiç bir müeyyidesinin olmadığını çok iyi biliyorlar. Mesela İsrail’e en sert tepkiyi gösteren Türkiye’ye karşı, İsrail de; ‘Gazze’den çıkmıyorum, katliama da devam edeceğim, ne yapacaksın’ deseydi, Dışişleri bakanlığının uyarısı üzerine ‘dengeler var’ diye bir kınama metni bile çıkaramayan Türkiye buna cevaben nasıl bir karşılık verebilecekti. Maalesef bu dengeler meselesi devletlerin acı gerçeği.
Mesela dış politikada Yahudi lobilerine gidilmekte ve ABD Senatosunda sürekli gündeme getirilen Ermeni soykırımı kararını engellemek için bu lobilere avuç dolusu paralar dökülmektedir. Ayrıca Türkiye’nin İsrail ile yürüttüğü beş askeri projesi vardır. M-60 tanklarının modernizasyonu, füze savunma sistemi, 54 adet F-4 savaş uçağının ve 48 adet F-5 savaş uçağının modernizasyonu gibi. Terör ile mücadelede İnsansız Hava Aracını da (Heron) İsrail’den alındığını unutmayalım. Sık sık dile getirilir TSK neden İsrail ile iş yapıyor, ihale veriyor diye. İşin gerçeği şudur; TSK’nın elindeki silahların pek çoğu ABD yapımı. Bu silahların parça ihtiyacı ve geliştirilmesi bizi ABD’ye bağımlı kılıyor. ABD’de o teknolojiye uyumlu silahları ve parçalarını benden değil İsrail’den alabilirsin diyor. Buna mecbur ediyor.
Yani pek çok alanda eliniz kolunuz bağlı. Bu durum can sıkıcı ve moral bozucu ama böyle. Türkiye, ABD ve İsrail’den bağımsız dış politika belirleyebilir mi? Bu açıdan biraz zor. Unutmayalım ki; Müslümanlara layık oldukları izzete kavuşturacak Cenâb-ı Hak’tır. Buna kavuşmanın ilk merhalesi de nefsin ve şeytanın istek ve arzularına sırt çevirmek, Allah’ın emirlerine Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin sünnetlerine azı dişlerimizle sarılmakla mümkün olacaktır. Geçmişte Ebrehe’nin ordusunu Ebabil kuşlarıyla, Firavun’un ordusunu Kızıl denizle, Nemrut’u topal bir sivrisinekle, Bedir’de melekleriyle, Ahzab gününde gönderdiği kasırgayla müşrikleri helak eden Allah’ın kudret ve kuvvetinde hiç bir değişme yoktur. Değişme, Kur’an ve Sünnet’ten uzaklaşan müslümanlarda olmuştur. Ne zaman ki insanlar şunu-bunu kınamayı ve lanetlemeyi bırakır da hakikate yönelirlerse; Allah’ın yardımının çok yakın olduğunu göreceklerdir.

Bu makale Dr. Celal Emanet tarafından Muhammed Masum mahlası ile “Özlenen Rehber” dergisinin 71.sayısı (Şubat 2009) için yazılmıştır.

Beyt-i Makdis de Yakılması Gereken Kandiller

Beyt-i Makdis de Yakılması Gereken Kandiller

Müminlerin annesi Hz. Meymune (r.anhâ) bir gün Rasûlullah (s.a.s.)’e: ’Ya Rasûlallah! Beyt-i Makdis’e gidip gitmeme hakkında ne buyurursunuz?’ şeklinde bir soru yöneltir.
Efendimiz (s.a.s.) de: ’Orası mahşer ve menşer yeridir, oraya gidin ve içinde namaz kılın, çünkü orada kılınan bir namaz başka yerdeki bin namaza bedeldir’ buyurur.
Hz. Meymune (r.aanhâ): ’Peki oraya girmeye gücümüz yetmezse ne yapalım ya Rasûlallah’ dediğinde, ’Kandillerini yakmak için zeytinyağı (yakıt) hediye gönderin. Kim bunu yaparsa oraya gitmiş ve namaz kılmış gibi olur’ cevabını alır Rasûlullah (s.a.s.)’den. (Ebu Dâvûd, Salât 14, no: 457)
Rasûlullah (s.a.s.) bu sözleri söylerken Beyt-i Makdis henüz Müslümanların himayesinde değildi. Ancak Hz. Ömer zamanında fethedilmişti. O günden sonra yüzyıllar boyunca kandilleri sönmemişti Beyt-i Makdis’in; ta ki 1099 I. Haçlı Seferleri’ne kadar. Bu döneme gelinceye kadar Kudüs Emevîler, Abbasiler, Tolunoğulları ve Fatimîlerin hakimiyetinde kalmış, yönetim ve idareciler farklı da olsa kandilleri hep ışık saçmıştı Kudüs’ün. Ta ki günümüze kadar kandiller bazen kesintiye uğrasa bile hep yanmaya devam etmiştir.
31 Mayıs Pazartesi günü Akdeniz’den kaçırılarak İsrail limanına götürülen Mavi Marmara gemisinden, elleri kelepçeli, iki yanında İsrail askerleri olduğu halde, limanda toplanan İsraillilerin arasından teker teker geçirilen Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere diğer ülkelerin vatandaşlarını televizyon ekranlarında görünce neler hissettiniz?
Şahsen ben acı duydum. Öfke duydum. Çok fazla bir şey yapamamanın burukluğu içerisinde en azından kalben buğzettim. Eminim; kendini bu ülkeye ait hisseden herkes aynı şeyleri hissetmiştir.
Dünyanın pek çok bölgesinde işgal ve soykırımın yaşandığı bir dönemdeyiz. Özellikle Ortadoğu’da kan, gözyaşı ve ızdırap bitmek bilmiyor. Son yıllarda Gazze bölgesi Yahudiler tarafından tamamen abluka alınmış vaziyette ve insanlar üzerine bomba yağdırılmaktadır.
İsrail, kimseye hesap vermeyeceği veya kimsenin de onlardan hesap sormaya cesaret gösteremeyeceği bilincinde olduğundan keyiflerine (Siyonist planlarına) göre planlarını uygulamaya devam ettirmektedirler. Bunun son faturasını da suçsuz dokuz insanımızı kaybedip yüzlercesini de gözaltına alınarak ülkemiz tatmıştır. Mavi Marmara gemisinde yaşanan hadiselerin ardından daha öncekiler gibi artık klasik haline gelen kınama mesajları yayınlanarak ülkelerarası olabilecek bazı krizlerin önüne geçildi.
İsrail bölgede sürdürdüğü keyfi tutumunu değiştirecek mi? Ben değiştireceğini düşünmüyorum. Onlar kafalarındaki planlarını uygulamaya bir şekilde devam edeceklerdir. Bundan önce yaptıkları gibi (İsrail planlarını gerçekleştirme konusunda o kadar tavizsiz hareket etmektedir ki; buna örnek olarak 2003 yılında Amerikalı barış gönüllüsü Aliene Rachel Corrie’nin ölümü zikredilebilir. Corrie, Gazze Şeridi’nde Filistinlilerin evlerini yıkmak üzere harekete geçen bir İsrail buldozerinin önüne çıkmış ve bu buldozer tarafından ezilerek öldürülmüştür.)
Filistin’de yaşanan insanlık dramına seyirci kalmayıp sorumluları teşhis etmek, kınamak, hasta ve yaralılara yardım elini uzatmak hem insanî hem de İslâmî bir görevdir. Bölgede yaşanan olaylar karşısında, başta İslâm âlimleri olmak üzere bütün Müslümanlar büyük bir sınavla karşı karşıyadır ve bu tür olaylardan dersler çıkartılması gerekmektedir. İslâm dünyasındaki bütün kurumlar ve sorumlular, Müslümanları ’böl, parçala, yut!’ taktiğiyle birbirinden ayıran, kavgaya sürükleyen her türlü gerilim üreten odakları iyi tanımalıdırlar. Bu noktada İslâm âlemi, birlik ve beraberliğe her zamankiden daha fazla muhtaçtır. Aynı coğrafyada yaşayan insanların birbirini koruyup-kollamaya, maddî ve manevî olarak destek olmaya ihtiyacı vardır. Bunun için, insaf, iz’an, vicdan ve iman sahibi herkes, bu vahim gelişmeler karşısında duyarlı olmalı, gücü nispetinde yardımcı olmalıdır.
Filistin ve Gazze’de yaşanan katliamlar savaş olmaktan çıkmış, bütün Müslümanlara karşı kirli bir güç gösterisine ve çirkin bir meydan okumaya dönüşmüştür. Oysa şiddet, karşı şiddeti, nefreti ve intikam duygularını beslemekten başka hiçbir işe yaramamaktadır. Her acı yeni acıyı doğurmakta, her gözyaşı yeni gözyaşlarına yol açmaktadır. Ve maalesef acılar içinde kıvranan mazlum bölge insanı, yaşadıkları karşısında sadece kendisine saldıranlara değil, belki de bütün insanlığa karşı kin, nefret, öfke ve intikam içerisinde yetişmektedir.
Acilen yapılması gereken şey, semavî dinlerin ortak öğretisine, insanlık değerlerine, uluslararası hukuka ve sivillerin hedef alınmasını suç sayan bütün anlaşmalara aykırı olan bu elim tradejinin derhâl sona erdirilmesidir.

Son olarak; İmam Buharî, ’et-Tarihu’l-Kebir’ eserinde sahabeden Bişr b. Akrabe el-Filistinî hakkında bilgi verirken Abdullah b. Avf el-Kârî’den şu rivayeti naklediyor. Bişr b. Akrabe’yi şöyle derken işittim:
’Babam, Rasûlullah (s.a.s.) ile birlikte katıldığı bir savaşta şehit düşmüştü. Birgün Rasûlullah (s.a.s.) yanıma uğradı. Ben ağlıyordum. (Ey sevimli çocuk!) diye seslenerek benden ağlamayıp susmamı istedi ve bana yasımı unutturacak şu teklifte bulundu:
’Benim, senin baban; Âişe’nin de annen olmasını istemez misin?’
Bu teklifi duyar duymaz ben:
’Anam babam sana feda olsun, elbette isterim yâ Rasûlallah’ dedim.

Şayet bizler de bugün Efendimiz (s.a.s.)’in tavsiyesine uyarak onun yaptığını kendimize örnek almak istiyorsak, Filistinli, Gazzeli öksüz ve yetim Bişr’lerin buruk kalplerine bir nebze de olsa sevinç, mutluluk ve ümit tohumları ekmek istiyorsak… dahası tüm dünyaya insanlığın tükenmediğini haykırmak istiyorsak… İşte Filistin, işte Gazze, işte sönen kandiller, işte yetim Bişr’ler işte bizlerin ışığını bekleyen, uzatacağımız elleri gözleyen, hiç olmazsa gönülden dualarımızı özleyen mazlum, mahzun belde. İşte o beldede çektikleri acı ve sıkıntılarla bir anda büyüyen kocaman yürekli büyük adamlar misali minik yetim Bişr’ler… Bişr’lere uzanan her müşfik el, Beyt-i Makdis’in kandillerine gönderilen yağdır, yakıttır. Kandillere gönderilen her yakıt damlası ise Filistinli Bişr’lerin ocağını aydınlatan ve umutlarını yeşerten birer çıngıdır, kıvılcımdır…

Bu makale Dr. Celal Emanet tarafından Muhammed Masum mahlası ile “Özlenen Rehber” dergisinin 88.sayısı (2010 Temmuz) için yazılmıştır.

×