150 Haddon Ave, Haddon Township, NJ 08108, USA

Tag: berat

Manevi Hayatımızda Üç Aylar

Manevi Hayatımızda Üç Aylar

İnsanlar, kendisine bahşedilen hayatın akışı içerisinde ister farkında olsun, ister olmasın dünyaya gönderiliş gayesi ve hayatın temel değerleri hususunda farklı yön ve hedeflere doğru kayıp gitmektedirler. Zira insanların pek çoğunun gündemini sahte, yapay oluşum ve problemler teşkil etmektedir. Bu tarzdaki sunî gündemler de çoğu zaman dünyaya asıl geliş gayesi olan Allah’a kulluğu unutturmaktadır. Bu bağlamda insanoğluna dünyanın geçici metaı süslü gösterilmekte ve bu ziynetler onu o kadar çok oyalamaktadır ki; insan, dünyanın bir imtihan yeri olduğunun bile farkına varmaktan aciz hale gelmektedir. Dünya imtihanını kaybetmek veya kazanmak, her şeyin üzerinde en büyük bir mesele iken gaflet sebebiyle insanların çoğu, dünyada ebedî kalacakmış gibi yaşayarak âhiret için hiçbir hazırlık yapmadan buradan göçüp gidebilmektedirler. Böyle bir kimsenin hâli, üniversite imtihanındaki bir öğrencinin imtihanı hiçe sayarak kafasını masaya koyup uyumasına veya lüzumsuz şeylerle uğraşarak vaktini lüzumsuz yere harcamasına benzer. Bu kimse, imtihanın bitiş zili çaldığında uyanır veya uyandırılır. Fakat iş işten geçmiş olur.

Hâlbuki Allah’a ve ahret gününe iman eden bizler, yeryüzünde gaflet içerisinde dolaşan kimselerden farklı olmalıyız. Öncelikle bizi asıl gayemizden uzaklaştıracak bu türlü gündemlere ve dünyanın geçici lezzetlerine karşı sürekli teyakkuz halinde olmalıyız ve bunların yol bulup ruhlarımızı kendi ağlarına almasına fırsat vermemeliyiz.

Rabbimizin en büyük bir rahmet tecellisi olan ve bizleri de onun mensubu olmakla şereflendiren yüce dinimiz İslâm, insanın gafletten sıyrılmasına yardım edecek pek çok fırsatları bizlere sunmaktadır. Meselâ beş vakit namaz, günlük meşgalelerin sebep olduğu gafletten en güzel bir kurtuluş vesilesidir. Haftada bir kıldığımız Cuma namazı; büyük bir cemaat ile kılınışı, vaaz ve hutbeleriyle haftalık bir yenilenme ve gafletten bir silkiniş vesilesidir. İnananlara farz kılınan Ramazan orucu, gaflete dalmış nefs-i emmareye karşı bir ay süren bir cihad neticesinde en mükemmel bir temizlenme ve uyanışı temin eder. Ömürde en az bir kez edası farz olan Hacc-ı Şerif, gafletten uyanışın en büyük sebeplerinden birisi olur…

Yarattığı kullarına sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olan Rabbimiz, önümüze bugünlerde halk arasında ‘Üç Aylar’ adıyla maruf altın bir fırsat koyuyor. Zira Cenab-ı Hak, bu aylarda af ve mağfiretini, nimetlerini sağanak sağanak yağdırmaktadır. İşte, 3 Temmuz’da dühûlü ile müşerref olduğumuz mübarek Receb, Şaban ve Ramazan ayları hem bir gafletten silkinme ve uyanma, hem de manen tedavi olma mevsimidir. Evvelindeki dokuz ay boyunca değişik sebeplerle maneviyatta gerilemiş, günahlar yüklenmiş ve gafleti koyulaşmış olan insanlar için kendilerine yeniden bir çeki düzen verdiren, dünya işlerinden çok daha mühim işler olduğunu hatırlatan, günahlarından arındıran çok feyizli bir uyanış mevsimidir.

Üstelik bu aylar içinde bulunan Regâib, Mi’râc, Berât ve Kadir geceleri, hiçbir maddî ve dünyevî ölçüyle değerlendirilemeyecek kadar ilâhî rahmet, mağfiret ve ikramlarla donatılmıştır. Aslında biraz gönül uyanıklığı, dikkat ve samimiyetle bu günlerin ve gecelerin feyzinden yararlanabilirsek manevi yoldaki pek çok eksiğimizi telafi edebilir ve günahlarımızdan arınıp tertemiz hale gelebiliriz.

Peki, ne yapalım? Bu fırsat aylarını dolu dolu nasıl değerlendirelim?

Öncelikle ciddî bir nefis muhasebesi yapmalıyız. Günümüzde özeleştiri dedikleri nefis muhasebesi aslında insanın bulunduğu noktayı belirlemesi açısından çok önemlidir. ‘Ben nereden geldim? Bu dünyaya gönderiliş amacım ne? Şimdi ne yapıyorum? Nereye gidiyorum?’ sorularını kendimize sorarak tefekkür etmeli, hayatımızın artı ve eksilerini çıkarıp bir bilanço hazırlayarak durumumuz hakkında bir değerlendirme yapmalıyız. Bunları yaptığımız takdirde hata ve günahlarımızı daha iyi görme fırsatını yakalamış oluruz.

Bizler kuluz ve her birimizin mutlaka hata ve günahları vardır. İşte onlar için içten gelerek tövbe etmeliyiz. Zira gönülden gelen pişmanlık ve hâlis niyetle yapılan tövbeler insanı günahlarından arındırır. Daha sonra bu duygu, gönül dünyamızda bir ışık yakarak hayırlı ve faydalı işler yapmamıza vesile olacaktır.

Rasûlullah (s.a.v.)’in hayatında bu günlerin ayrı bir ehemmiyeti vardı. Meselâ Efendimiz (s.a.v.)’in bu günlerde diğer günlere nazaran daha çok oruç tuttuğunu ve devamlı hayır yapma peşinde olduğunu görüyoruz. Biz de tutabildiğimiz kadar oruç tutmalı -aynı zamanda bu, Ramazan’a hazırlık da olur- ve elimizdeki imkânlar nispetinde muhtaç olan insanlara maddi yardımlarda bulunarak onları sevindirmeliyiz.

Bu mübarek günlerde evlerimizde mealiyle birlikte anlayarak bir Kur’ân okuma seferberliği başlatabiliriz. Akşamları fazla değil on veya yirmi dakikamızı bu işe ayıralım. Hiç olmazsa namazlarda okuduğumuz surelerden başlayarak Kur’ân’ın mealini okuyup öğrenerek tefekkür edebiliriz. Bu vesileyle evimizde ayrı bir bereket olacak ve Kur’ân’ın nuruyla içimiz aydınlanacaktır.

Dilimizde ve kalbimizde Allah’ın zikrine daha da ağırlık vermeliyiz.

Vakit namazlarını kılmak için camilere gitmeye gayret etmeliyiz. Bu da Allah’a kul olmanın engin hazzını gönlümüzde en derin şekilde hissetmemize vesile olacaktır. Asr-ı Saadette mü’minlerin ve takva sahibi salih kulların vazgeçilmez ibadetleri olan kuşluk, evvabin ve teheccüt gibi namazlar hiç değilse, bu mübarek aylarda bize misafir olmalıdır. Bu namazlara başlangıç da belki de onlarla kalıcı bir beraberliğe vesile olabilir.

Bunun dışında yakınlarımızı ziyaret için özel zamanlar programlayabiliriz. Rabbimizin Kur’ân-ı Kerim’de akraba ziyaretlerine yaptığı ısrarlı vurgu dikkate alınırsa, bunun karşılığında verilecek sevabın derecesi anlaşılır. Bu ayda fakir fukaraya, başı okşanmaya muhtaç öksüz ve yetimlere, kendisine bakacak kimsesi olmayan dula, yaşlıya sadaka için özel bütçe ayrılmalı. Mübarek geceler bütün ev halkı ile bir bayram neşvesi içerisinde geçirilmelidir.

Burada şunu da belirtmekte fayda vardır. Zira günümüzde ne Türkiye’de, ne de İslâm dünyasında mübarek gün ve geceleri ihya geleneği çok fazla etkili değildir. Televizyondan dinî bir film veya mevlid izlemek, türbeleri ve camileri dolaşmak, geceyi ihya etmek adına yapılan ibadetlerden sayılır hale gelmiştir. Gerçek manada ihya programları ise şahsî veya küçük çapta yerel bir konumda kalmaktadır.

Ne yazık ki, futbol maçları, dizi ve sinema filmleri için gece geç saatlere veya sabaha kadar televizyon başında duran insanlar, kendilerine 83 yıllık bir ibadet ömrü kazandıran Kadir Gecesinde mışıl mışıl uyuyabilmektedirler. Oysa kimi TV programları yüzünden veya çok sevdiğimiz bir misafirimiz sebebiyle sabahladığımız çok olmuştur. Kimileri eğlenceden, kimileri bir dertten veya hastalıktan sabaha kadar gözünü kırpmadan durur. Peki, Rabbimizin ’bin aydan hayırlıdır’ buyurduğu Kadir Gecesi neden uykuyla heba edilmektedir? Oysa bin ay içerisinde tam 83 yıl vardır ve bu lûtuf sadece bir gecede, belki de 8-10 saat içinde ihsan edilecektir.

Nedir bizim bu gaflet ve ihmalimiz?

Hemen her mü’minin Receb, Şaban, Ramazan aylarını ve bu üç ayların içlerinde barındırdığı Regaib, Miraç, Berat ve özellikle Kadir gecelerini ihya etmek için programı olmalıdır. Kandil geceleri kesinlikle yarım yamalak ihya edilmemeli, gafletle geçirilmemelidir.

Daha günler öncesinden bu mübarek gecelerin hangi tarihe ve güne rastladığını öğrenip hazırlık yapmalıyız.
Kim bilir, belki de bu son Üç Aylarımız, son Ramazanımız, belki de son Regaib, Miraç, Berat ya da Kadir Gecemizdir. Hayatımıza bir göz atalım, geçen yıl aramızda olup da bizlerle bu geceleri ihya eden bazı dost ve akrabalarımız, bugün yoklar. Bir dahaki kandile hangimizin garantisi var ki!? Belki bu Kadir Gecesi veya dua edip günahlarımıza istiğfar ettiğimiz bir gece bizim cehennemden kurtuluş gecemiz olacaktır. Neden ihmal ediyoruz, neden göstermelik birkaç ibadetle ihya ettiğimizi sanıyoruz?

İşte üç aylar, bu şekilde her sene, insanların gafletten uyanmasına, günahlarından arınmalarına, hayatlarının bir istikamete kavuşmasına ve bundan sonraki ömürlerinin de istikamet üzere gitmesine vesile olması için bizlere, Rabbimiz’in en büyük fazl ve ihsanlarındandır.

Cenâb-ı Hak, bu mübarek üç ayları ve onda yapılacak makbul duaları, hem bizlerin hem de umum İslâm dünyasının, bir asırdır süren gaflet uykusundan uyanmasına vesile eylesin. Amin.

Bu makale Dr. Celal Emanet tarafından Muhammed Masum mahlası ile “Özlenen Rehber” dergisinin 64.sayısı (2008 Temmuz) için yazılmıştır.

Zaman Değirmeni

Zaman Değirmeni

Hz. Âdem (a.s.) ile başlayan insanoğlunun dünya yolcuğunda, her gelen, sırasını bir başkasına devrederek devam etmektedir. Sanki zaman boşluğunda akıp giden zerreler misali… Bir koşturmacadır sürüp gidiyor. Bu kadar hengâmenin arasında Allah Teâlâ’nın, Peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği hakikatleri ciddiye almaktan uzak olan kimseler kendilerine sunulan Rahmanî fırsatları kaçırmanın ne büyük bir hüsrana sebep olacağının da farkına varamayacaklardır, ta ki kıyamete kadar.

İşte içerisinde bulunduğumuz Ramazan günleri; geldi ve gidiyor… Bir kaç hafta sonra bir Ramazan ayı daha aramızdan ayrılıp gidecek… Bu sayılı günler bitip tükenirken acaba Rabb’in arzu ettiği bir şekilde on bir ayın sultanını değerlendirebildik mi? Manen derinleşebildik, melekî yönümüzü biraz daha kuvvetlendirebildik mi? Başka bir deyişle: ’Bu aydan bize ne kaldı veya ne kalacak?’ Acaba ne gibi duygular ile hemhâliz? Ramazanın hayatımızdan bir kere daha çekilmesiyle içimizde bir yerlerde bir sızı duyuyor muyuz? Yoksa ’Hoş geldiniz ey mübarek on bir aylar mı!’ demekteyiz? Ramazan bize bir ahlâk mirası bırakmalı değil mi? Hani oruç tutmuştuk; haramlara karşı her zaman hassastık ama Ramazan’da daha bir dikkatli olmuştuk…

Bu tarz soruların cevabı ister düşünülsün isterse düşünülmesin; gönüllerde bayram esintileri esmeye, ruhlarda Ramazan-ı Şerif’in sağanak sağanak yağan rahmet çağlayanlarının hazzını derinlemesine duymaya başlanacak. Yakında elveda ya Şehr-i Ramazan demenin burukluğu yaşanacak. Rahmet ve mağfiret ayı olan Ramazan geride bırakıldığı için mü’minlerin gönülleri buruk olsa bile Hakk’a karşı kulluk vazifelerini ifa ettikleri için sevinç yaşayacaklar. Evet, bu mübarek ayda tutulan oruçlar, verilen sadakalar, yapılan yardımlar, okunan hatimlerden hâsıl olacak rahmet esintileri, Cenâb-ı Hakk’ın katında öyle büyük mükâfatlara mazhar olacak ki; bu kutlu zaman dilimine ulaşıp da ondan istifade edemeyen gafiller, büyük bir kayıp içine düşecekler maalesef…

Aslında ömrü olanlar için nice Ramazan’lar gelip geçecektir zaman içerisinde. Fakat gelecek seneki Ramazan’da veya bayramda bazı insanlar ömür sermayesini tamamlayacakları için dünyaya `elveda` diyecekler. Zaman değirmeni bir gün, onlar gibi bizleri de çarklarında un ufak edip öğütecektir. Ahirette ebedî saadete talip olanlar için vakit en kıymetli sermayedir. Zira bu kısa ömür sermayesinin karşılığında Allah’ın rahmetine ve rızasına kavuşulacaktır. Bu yüzden mümin hem Allah Teâlâ’ya kulluğuna devam ederken hem de Rabb’inin kendisine sunduğu özel gün ve geceleri de birer ganimet olarak telakki etmelidir.

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin beyan buyurduğuna göre; ’Rahmet kapıları dört gece de açılır. O gecelerde yapılan dua ve tevbeler ret olmaz. Fıtr (Ramazan) ve Kurban Bayramları’nın birinci geceleri, Şaban ayının on beşinci gecesi (Berat) ve Arefe gecesi.’

Evet, Rahman’ın katında dua ve tevbelerin geri çevrilmediği bu günler arasında bayram gecelerinin zikredilmesi müminlerin gönüllerindeki neşeyi daha da ziyadeleştirmektedir. Fakat müminler, Rabbimizin: ’Kaldır başını ey Habibim! Senin hatırına hepsini affettim…’ dediği gün gerçek bayramın hazzına ereceklerdir. Her an Cenâb-ı Hak ile birlikte olduğunun şuurunda olan Hakk dostları ’bayram’ı affedilip, rızaya kavuşulduğu gün olarak anladıkları için; bir bayram günü Alvarlı Efe hazretlerinin elini öpüp, hayır duâsını almak isteyenlere Efe hazretleri gönlündeki güzellikleri şu mısralarla dile getirir:

’Mevlâ bizi affede

Bayram o bayram olur

Cürm ü hatâlar gide

Gör ne güzel ıyd olur.

Merhamet ede Rahim

Dermanı vere Hâkim

Lütfede lütf-i Kadim

Bayram o bayram olur.’

Rahmetli Efendim Abdullah Farûkî (k.s.)’nın sohbetlerinde kaside halinde söylettiği Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin mısraları da bayramdan bahsediyor ama bu bayram başka bayram tabi ki:

’Bayrami imdi bayrami imdi,

Yar ile bayram eyledi şimdi.

Hamd senalar hamd-ü senalar,

Yar ile bayram etti bu gönlüm.’

Bu manada Behlül Dânâ Hazretleri de: ’Bayram bineklere binenler için değil, hata ve isyanı bırakanlar içindir’ diye ifade ederken Hz. Mevlâna sanki tüm bunları özetlercesine sevgiliye kavuşmayı, Allah’a vuslatı bayram olarak telakki ediyor ve buna Şeb-i Aruz (Düğün Gecesi) adını veriyor.

Bu yüzden sâlih kullar arasında söylenen; ’Ömrünüz Ramazan, ahiretiniz bayram olsun!’ dileği mümin için son derece anlamlıdır. Burada Ramazan şuuru ve dikkati, bir ay olmaktan öte insanın bütün bir hayatına yayılması gerektiği ifade edilmektedir. Unutmayalım; hayat boyu Ramazan düşüncesiyle kendisine çeki düzen veren kişiye bayram düşüncesi de birlikte aşılanır. Dünyayı sürekli Ramazan duyarlılığıyla yaşayanlar, ahirette bayram sevinciyle sonsuz huzura ereceklerdir. İnşaallah.

Özlenen Rehber ailesi olarak tüm Müslümanların şimdiden bayramını kutlar ve Rabbimizin bizi affettiği gerçek bayramlarda buluşturmasını niyaz ederiz.

Bu makale Dr. Celal Emanet tarafından “Özlenen Rehber” dergisinin 78. sayısı (2009 Eylül) için editör yazısı olarak yazılmıştır.

×